Merhaba dünya!

Welcome to WordPress.com. This is your first post. Edit or delete it and start blogging!


Yine Yoksun…

   Çocuk gibiyim bu günlerde…Herşeyden alınıyorum. Biri azıcık içime dokunan bir söz söylese ağlayacak gibi oluyorum. Sanki sonu olmayan kapkaranlık bir yoldayım da çıkış arıyorum. Gülüşlerim bir türlü yansımıyor dudaklarıma. Hep yarım, hep eksik günler yaşıyorum…
  
   Yüreğim ağır geliyor bana. Hayata karşı bir yenilmişlik, bir boşvermişlik içindeyim. Oysa kent uzun zaman önce güneşe açtı kucağını. Bense nereye gitsem gri bulutlar sürüklüyorum peşimden. Güneş bir benim için doğmuyor nedense…Gece yarılarında sıçrayarak uyanıyorum nicedir. Nicedir huzur içinde uyumak ne demek olduğunu unuttum. Yeni güne dayanılmaz kalp ağrılarıyla başlıyorum…Tatsız, tuzsuz bir hayat işte…
   Bu boş, bu saçma, bu delice mutsuzluktan kurtulmak istiyorum. Ama mümkün olmuyor. Nereye baksam seni görürken nasıl yapacağım bunu?
  
   Gidişinin ardından her giden gibi bende bir iz bırakacağını ve sonra yok olacağını düşünü yordum. Olmadı… Ben yüreğimden ve beynimden çıkardığımı zannederken seni; sen saklan mışsın bir yerlere. Meğer hiç çıkmamışsın benden. Meğer çoğalmışsın kök salmışsın. Şimdi yeniden çiçek açıyorsun ve yayılıyorsun bütün bedenime…
   Seni yok sayarken yaşamak daha kolaydı. Kalbimin önüne bir duvar örmüştüm. Aslında ben değilde sen örmüştün o duvarı bilmeden. Acı, özlem, hüzün gibi duygular giremiyordu yüreğime. Kendimce rahattım. Bir yol tutturmuş gidiyordum, öylesine beklentisiz. "Olmazdı" diyorum. "İmkansız bir aşktı" diyordum avutuyordum kendimi.
  
   Şimdi seninle yaşadığım ne varsa resmi geçide çıkmış tören kıtaları gibi önümden geçiyor. Bu kent, bu sokaklar, köşedeki park, sahildeki dondurmacı, meydandaki simitçi, küçük masalı kahvehane; hepsi sanki "O burda" dermişçesine birer birer dikiliyor önüme. Söyler misin, bütün bunları yaşarken nasıl silebilirim seni? Nasıl olmadığını varsayabilirim?
   Özledim seni yar…. Özleminle bahsedemiyorum artık. "Gel desem gelir misin? Kollarını açarak koşar mısın bana? Bu sevdayı benimle taşır mısın? Beni sensizlikten kurtarır mısın?…!!!!
  
   Ara sıra pencereye çıkıyorum. Etrafa bakıyorum. Geldiğini hissediyorum. Ama sokaklar bomboş. Yine yoksun. Unuttun belkide bu sokakları. Oysa her köşe başı bana seni hatırlatıyor. Sevdalar bitmez sanırdım. Bitiyormuş oysa; yanılmışım. Sen uzak diyarlardasın şimdi. Ben hala seni bekliyorum bıraktığın yerde gözyaşlarımla birlikte. Belki tekrar dönersin, belki tekrar seversin diye. Unutmak bana göre çok zor sana göre kolaymış.
 
   Unutmak basit mi acaba? Aşklar bir çırpıda biter mi? Sana soruyorum, sana sesleniyorum. Bir zamanlar iki yabancıydık, bir zamanlar iki arkadaştık, bir zamanlar bir sevdaydık, şimdi ise tekrar başa döndük, yine iki yabancıyız, Hâlâ sevdiğini hissediyorum, seviyorsun değil mi?
 
   Söyle ne olur yabancı, sana soruyorum Seviyor musun?….!!!!!
 
Alıntı…

İhanet….

  
   Sana kırlangıç kanadını kıskandıran vedalar bırakmadım….

   Ne oldu da böyle çekip gittin? Hani seni sevmeyen bir yanımı bulsaydın da bana göstere göstere beni öldürseydin diyorum…

 
   Sen gitmeden önce Atilla ilhan öldü biliyor musun?
   Hani mecburiyet edinmişti seni bende. Hani ben sana Aysel diyordum ya ve senin adının Aysel olmadığını bile bile bu şiiri sana ithaf ediyordum ahmakça…
   Sen gülüyordun ahmaklığıma. Ben ise seni güldürdüğüm için mutlu oluyordum, ahmaklığıma.

   Sana mecnun misali kat ettiğim yollar bırakmadım…

   Her yere gittin. Ve beni götürmedin. Götürmediğin zamanlar gözyaşlarımı göre göre gülümsedin yüzüme ve çekip gittin. Ne olurdu beni götürseydin benden çok sevdiğin o kişinin yanına. Biliyor musun ben senin o sevdiğin arkadaşla tanıştım. Çok hoş biri yalnız belden aşağıya düşünen biri…

   Sana seni senden edecek acılar bırakmadım…

   Çünkü sevmedin beni. Çünkü sevemedin sana yazılan şiirlerimi. Sen hep Ahmet Selçuk İlkan şiirlerinden yazmamı isterdin. Ve hep bana Yılmaz Odabaşı’nı okurdun. Böyle değişikti işte düşüncen sevgin beğenin. Hatırlar mısın sen bana bir kâğıt vermiştin, hani ıslanmıştı diye bana bağırdığın ve kesinlikle içine bakmamı istemediğin. Ve ben bakmıştım, dalgın-lıktan gözlerimi silmiştim o kağıtla,ve senin haberin yoktu benim gözyaşlarımı sildiğim o ihanet parçasını okuduğumdan.
Dün o kâğıdı buldum. İçinde şunlar yazıyordu:’ Ben Seni Sevecek Kadar Cesur Değilim. Başkasını severken seni aldatacak kadar adi iken.’

   Sana geceden arda kalan nemli ihanetler bırakmadım…

Ama sen inadına ben sevdim diye bana hep ihanet ettin.
Ama sen inadına ben ağladım diye bana hep güldün.
Ama sen inadına ben yoruldum diye çekip gittin.
Şimdi nerdeyim bilmiyorum. Bir gece olduğunu biliyorum bir de resminin ellerimi incittiğini hissediyorum.

Gittin, ama kirli gittin bu sefer…

 
Alıntı….

Bu Sabah Yağmur Var İstanbul’da…

 
Bu sabah yağmur var İstanbul’da
Gözlerim dolu dolu oluyor bilinmezliğe.
Anne sözü dinler gibi masum,
Ağladım bu sabah, İstanbul’da…
   Bu sabah yağmur var İstanbul’da , tıpkı şarkıda söylendiği gibi. Şimdilik ince ince yağıyor yağmur. Hava bulutlu, gri ve puslu. Vapurlar geçiyor, denizde nazlı nazlı süzülüşlerini seyredi yorum.Karşıda, Topkapı Sarayı’nın yeşillikler arasındaki gri silueti. Ve ıslak, nemli toprağın kokusu…İçimde garip bir huzur.
 
   Yağmuru hep sevdim. Yağmurla birlikte garip bir hüzün ve ardından büyük bir huzur kaplar içimi,ferahlarım, hafiflerim.Bilmem Sizin için ne ifade eder yağmur. Yağmuru sever misiniz? Yoksa hiç sevmeyen, hatta nefret edenlerden misiniz?
 
   Çocukken annenizden izin alıp, ya da bir kaçamak yapıp, yağmur şakır şakır yağarken sokağa fırladınız mı? Minicik ayaklarınızda belki naylondan kırmızı renkli bir çizme , belki de her tarafı delikli sandaletinizle, küçük göletlerin içine girip çıktınız mı?En çok sevdiğiniz arkadaşınızla birlikte , göletlere batıp çıktıkça sevinç çığlıkları atıp, çocuk şarkıları söylediniz mi?
 
   Hiç yağmurda yürüdünüz mü ? Saçım bozuldu, ayaklarım ıslandı diye üzülmeden, sırıl sıklam ıslandığınız halde içinizde çocuksu bir coşkuyla, sokaklarda kayıp gittiniz mi?Ne güzeldir yağmurda ıslanmak.İçinizde çocuk kalan yanınıza göre tabi.Eğer hiç kalmamışsa çocuk yanınız,ya da derin bir uykudaysa süresiz, yağmurda ıslanmak, hoş değildir şüphesiz.
 
   Sevgilinizle yağmurda dolaştınız mı?Yol boyunca karşılıklı olarak dizilmiş ağaçların, dallarıyla birbirini kucakladığı geniş sokaklarda, kocaman bir şemsiyenin altında, sevgilinizle sarmaş dolaş yürümekteyken, nemli ve temiz havayı içinize çekerken, sevgilinizin kulağınıza fısıldadığı tatlı aşk sözcükleriyle sarhoş oldunuz mu? Yağmurlar içinize içinize yağdı mı?
 
   Dışarıda yağmur bardaktan boşanırcasına yağarken, hiçbir şey yapmayıp,sadece pencerenizden yağmuru ve oradan oraya koşuşturan insanları seyrettiniz mi?Sıcacık evinizde , kömür sobasının üzerinde demlenen çayın tatlı tıkırtısı kulağınızdayken, ince belli çay bardağınızı,çay kaşığınızla çıngır çıngır karıştırıp, nefis çayınızdan kocaman bir yudum aldınız mı?Her yudumla birlikte içinizin ısındığını, yumuşadığınızı hissettiniz mi?
 
   Yağmurlu bir günde her şeye boş verip,tüm planlarınızı erteleyip, tüm görüşmelerinizi, buluşmalarınızı iptal edip,sıcacık yatağınızda,sobanın yanında mindere kıvrılıp yatıvermiş bir kedi edasıyla, mışıl mışıl uyudunuz mu?
 
   Yağmurda ağladınız mı? Gözyaşlarınız yağmura karışırken, ağladığınızın hiç fark edilmemiş olmasını dilediniz mi?Ya da yağmurda ağlamak yerine, gözyaşlarınızı yağmur gibi içinize akıttınız mı?
 
   Sahi bunların tamamını ya da bir kaçını yağmurda yaptınız mı? Yoksa yağmur, kar , çamur demeden, yağmurun yağdığını bile fark etmeden ya da yağmura hiç aldırış etmeden, planları nız gereği bir şeyleri yetiştirmek için oradan oraya koşuşturmakla mı geçti günleriniz? Eğer öyleyse,çok şey kaybettiniz.
 
   Şimdi yavaşlayın,hatta durun.Pencerenizi açın ve yağmurun sesini dinleyin.Gözlerinizi yumun. Sadece Siz ve yağmurun sesi. Düşlere dalın,uzaklara gidin. Çocukluğunuzu yakalayın. İlk aşkınızı hatırlayın.İnanın hayal kurmak için hiç geç kalmadınız.Yağmurda çılgınlık yapmak için de.Koşun,ıslak sokaklar Sizi bekliyor…
 
   Yağmurda huzur, yağmurda hüzün,yağmurda dans ve yağmurda aşk, hepsi Sizinle olsun. İçinizdeki melekler,Mazhar Fuat Özkan’ın bu güzel şarkısını mırıldasınlar…
Bu sabah, yağmur var İstanbul’da,
Gözlerim dolu dolu oluyor bilinmezliğe.
Anne sözü dinler gibi masum,
Ağladım bu sabah.
Günler dayanılmaz oldu,
Senden uzak olunca.
Martılar mahzun oldu,
Onlar bile ağladılar.
Şarkılar da düşüm de,
Seni bana getirmez ki…
 
(alıntı)

Yüreğinde Bir Cümlelik Yerin Var mı?

 
Aşk tarafsızlığını yitirmişken,
Yamalı yüreğimi iade ediyorum karanlığa..
Heybemde hüzünlerimle gidiyorum.
Olur da bir gün aramak istersen beni,
Bir ömür uzaklıkta zannetme..
Ben sana bir nefes kadar yakın olacağım…
Çünkü ben “ altı harfli “ adında
“ Sana “ yaşıyor olacağım … ”
 
 
    Yüreğimden tuza bandırılmış acılarımı elerken yine şehrimin soğuk kaldırımlarına bırakıyorum sensizliği. Sensizim. Senden sonra tüm sokaklar tek adresim. Öznesizim. Senden sonra tüm cinayetlerin tek failiyim. Davasını kaybetmiş sanık gibi boynu bükük cümlelerim.
 
   Sanki ayaklarından vuruldu geleceğim..(D)üşüyorum uluorta.. Soğuk kaldırım taşlarının arasına doluyor yol yordam bilmez harflerim..Kan revan içinde mevcudiyetim..Aşk tarafsız lığını yitirirken ben sensizliğin iktidarında sonumu hazırlıyorum..Eyyubvari susuyorum en yalın halimle.İçi kalabalık “ susmalar biriktiriyorum yüreğimin ipsiz uçurumlarında.
 
   Susuyorum olmuyor, konuşuyorum olmuyorum..Güpegündüz vuruluyorum sol yanımdan.. Eksiliyorum yüreğinden / siliniyorum cümlelerimden. Yitip gidiyorum sensizliğin paragraf başlarında. Bu aşkın mağlubu ilan edilsem de, nafile..Eksiliyorum cümlelerinden..Siliniyorum adreslerinden…
 
   Şimdi benden uzaklardasın..Bensiz olman senin için hiçbir şey ifade etmiyor. Etmemeli zaten. Ama “ sensizlik “ bende o kadar büyük ki; hiçbir kalıba sığdıramadım senli mutluluk ları..Yokluğun öyle büyük yara ki; hiçbir kelimeyle dolduramadım bıraktığın boşlukları.
 
   Şimdilerde seni “ sensiz “ yaşatabilme azmi ile doluyum. Bizzat senin sözlerinden alıntı yaparak “ direniyorum yalnızlığına. ” Kaybetme pahasına sensizliği giydiriyorum omuzla rıma..Ayrılığın zafer çığlıkları kaplasa da etrafımı, ben yenilgiyi kuşanıyorum üzerime..
 
   Biliyorum ki; sonunda yalnızlığa boyun eğsem de, bir cümlelik yerim olacaktır yüreğinin derinliklerinde.. Gözlerim Filistin gibi ağlamaklı olsa da, yenilginin perde arkasındaki gizli zaferlerim İstanbul gibi boynu hep dik duracaktır tarihin tozlu sahifelerinde…Sensizlik yüreğime galebe gelse de, bu savaşta kazanan ben olacağım..Çünkü yüreğinin iç cebinde kefenini taşımayanların, tozlu meydanlarda zaferlerle anılmaya hakkı yoktur..
 
   Sebebim bensiz varlığın olmuşken örtün üzerimi..Kefenim yüreğinden kesilmişken kefenleyin yaralı bedenimi..
 
   Bu satırları yazarken perdelerime gece misafirliğe geldi..Duvarlar siyaha boyanırken ben hala varlığının aydınlığında birşeyler karalıyorum satırlara..Basit cümleler kurarken karanlığı hesap edemedim..Cümlelerimin üzeri karanlık olsa da sen gözlerinle aydınlat sözlerimi..
 
   Gitmeliyim şimdi..Kaçak bir yüreğin yıkımını gözlerimde görmeden gitmeliyim..Sığınmadan gözyaşlarıma toplamalıyım benliğimi. Sensizliğin en çok kanadığı geceyi yüreğime gömüp sabah seni “ sensiz “ sevmeye kaldığı yerden devam etmeliyim…
 
 
Gecenin infazındayım..
Gözlerimde uykusuzluk,
Çöllerimde susuzluk varken,
Dudaklarında soluyor geleceğim…
Oysa ben sana geliyorum sevgili..
Adımlarım ürkek olsa da
Yollarım sana,
Sabrım sana..
Biliyorum bu firar girişimi..
Sana gelen vagonlara kaçak bindim ben..
Farkındayım…Biletsizim..
Bir o kadar da öznesiz..
Urbamda fakir yüreğim,
Avuçlarımda hüznüm sana gelmekteyim…
Senden ne bir ömür istiyorum
Fakir yüreğime feda edilecek,
Ne de bir ten diliyorum
Acılarımda heba edilecek…
Sadece benle başlayıp senle biten cümle..
Sana geliyorken,
Yüreğinde “ bir cümlelik yerin “ var mı ?
 
İsmail Sarıgene

Sana Söyleyeceklerimi Susturdum

 
Sonbaharda ağaçların yapraklarını döktüğü gibi
Döktüm dilimdeki sözcükleri
Hepsi bir haykırış hepsi bir yakarıştı
Sen anlamadın.

Artık
Geride bırakıyorum sana ait olanları
Kelimeri ve şarkıları başkası için söylenmek üzere
Raflara kaldırıyorum
Senin içinde geçtiğin bir sözcük bile olmayacak artık.

Sana dair olanları söküyorum tek tek
En zorda insanın geçmişini
Ve anılarını sökmesiymiş
Anlıyorum

Hep peşinden gelecek bir geçmiş de istemiyorum
Artık geçmişimi de bırakıyorum arkamda
Geriye bakıp daha çok hatırlamak
ve üzülmek istemiyorum

Unutuyorum desem yalan
Unutmuyorum
Şimdilik
Sadece alışıyorum
Alışmak unutmanın başlangıcıymış
Önce alışırsın
Sonrada unutursun
Unuttuğunda da geri dönmesin
Bakmasın bile

Şimdi.
Söyledim sözleri de geri alıyorum
Siliyorum birer birer bütün yazdıklarımı
Karalıyorum adımın yanına yazdığım adını

Senle yaptığım
Doğrularımı ve yanlışlıklarımı ayıklıyorum
Yanlışları koyuyorum bir köşeye
Doğrular zaten benim doğrularım

Bu aşkın bütün hesabını kapatıyorum
Bize dair hiç bir şey yok artık
Ne sen ne ben artık bir şey söylemeyeceğiz
Söylesende ben duymayacağım

Sözcükler anlamını yitirdi artık.
Sana dair söylenecek bütün sözleri tükettim
Kelimeler dilsiz artık
Lal ettim dilimi
Sana bir şey söylemiyorum….

 
Ceza___19

Senden Sonra Çok Durmadım Kendimde

 
Parmak uçlarıma vuruyor yokluğun,
Yine sen düşüyorsun satırlarıma,
Bak yine seni çiziyorum şiir dolusu,
Sonra geçip karşısına iyiki varsın diyorum,
Ağlıyorum.
Hançerlerle kazıyorum göz yaşlarımı yanağımdan,
Akan kanın üzerine yeminler ediyorum,
Bir daha ağlamak yok diyorum,
Sonra bozup tövbemi günahlarıma bir yenisini ekliyorum.

Senden sonra çok durmadım kendimde,
Sahipsiz bedenimi bırakıp tenha bir köşede,
Eksik bir canla düştüm peşine,
Hadi yine çık karşıma,
Önce yalan sevginle seviyorum de,
Sonrada elvedalar bırak yüreğime bütün gerçekliğinle,
Bende bu acıyla bir dize daha ekliyeyim şiirime,
Ve kokunu süreyim satırlarıma hiç koklamamak üzere.

Terketmek sana terkedilmek bana kolay nasıl olsa,
Tek tanesine inanmam ela gözlerin yaşla dolsa,
Sende inanmamıştın hatırla,
Sana gitme diye haykıran,
Titreyen feryadıma,
Yalnızlığı bırakıp avuçlarıma yol almıştın,
Adresi meçhul bir diyara,
Aldırma sen bana yalnızlıkta yakıştı yanıma.

Soğuk bir gecenin kıyısından sensizliğe bakıyorum,
Hasretinin ummanına dalıyor bakışlarım,
Çığlıklar yağdırıyorum kör karanlığa,
Umutlarımı bağlayıp bir taşa,
Sebepsizce bırakıyorum sonsuzluğun sonuna,
Bütün dönüş yollarına mayınlar döşüyorum,
Kapatıyorum kendimi sessizliğe,
Ve yine konuşmamak üzere susuyorum,
Farkındayım çok sürmez suskunluğum,
Çünkü hayalin vurdukça gönül sahiline,
Kalemimi batırıp yüreğime,
Firari bir şiire suretini işliyorum,
Ve yine geçip karşısına dön diye haykırıyorum,
Bu yüzden uzun sürmez suskunluğum,
Ben sadece kendimi kandırıyorum,
Döşediğim bütün mayınlara bir bir kendim basıyorum,
Ama inan sensizlik kadar ölmüyorum ölemiyorum=(

(asi_geco)
 

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.